![]() |
Mevleviyye Silsilesi: Aşk Yolunun Kandilleri - Hz. Mevlânâ ve silsile |
Tasavvuf, kalbin Allah’a doğru yolculuğudur; bu yolculuk ise peygamberî bir mirasla aydınlanır. Bütün tasavvuf silsileleri, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) nuruyla başlar. O nur, sahabe-i kiramın kalplerinde tecelli etmiş; silsileler, Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.) ve Hz. Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) efendilerimizle iki ana kola ayrılmıştır. Mevleviyye yolu, Hz. Ali’nin (r.a.) kapısından geçerek gelir; ancak bu yolun en parlak kandillerinden biri olan Hz. Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin (k.s.) soyu, sağlam ve muteber kaynaklarla Hz. Ebû Bekir Sıddîk’a (r.a.) dayanır. Bu, aşkın iki kolunun birleştiği mukaddes bir köprüdür: Biri tarikat silsilesiyle Ali kapısından, diğeri nesep silsilesiyle Ebû Bekir kapısından…Bu silsileyi aktarırken, Mevlevî menkıbelerinin en köklü ve muteber kaynağı olan Feridun b. Ahmed Sipehsâlâr’ın risalesini esas alıyoruz. Sipehsâlâr, Hz. Mevlânâ’nın bizzat hizmetinde bulunmuş, onunla kırk yıl geçirmiş, gördüklerini ve duyduklarını kaleme almış bir “aşk şahidi”dir. Eseri, sonraki genişletmelerden (Eflâkî’nin Menâkıbü’l-Ârifîni gibi) önce yazıldığı için, en saf ve en sağlam belge kabul edilir.
Feridun b. Ahmed Sipehsâlâr: Aşkın Komutanı
Lakabı Mecdeddin olan Feridun b. Ahmed Sipehsâlâr, Selçuklu devletinin cesur komutanlarından biriydi. Ataları gibi yiğit, cömert, zarif, ilim ehli ve güzel ahlâk sahibiydi. Gençliğinde Sultanü’l-Ulemâ Bahaeddin Veled Hazretleri’nin meclislerinde bulunmuş, onun manevi nefeslerinden etkilenmişti. Babasının vefatından sonra Sultan Alaaddin Keykubat tarafından komutan tayin edildiğinde, Hz. Mevlânâ ona şöyle seslendi:
“Ey Feridun! Bir müddet cihad-ı asğarın* kumandanı oldun. Bundan
sonra ahyâr sancağını ele al, ebrâr askerinin kumandanı ol!”
Bu davet üzerine askerî elbiseyi çıkarıp derviş hırkasına büründü. Çelebi Hüsâmeddin döneminde müridlere hizmet etti, evliyâ âyinlerini tertipledi, inkârcıların saldırılarına set çekti. Savaşlara giderken Hz. Mevlânâ’nın elini öper, zaferle dönerken ayaklarına yüz sürerdi. Mevlânâ, seferdeki olayları önceden haber verir; Sipehsâlâr, kerametlerin doğruluğunu gördükçe muhabbeti katlanırdı.
Çelebi Hüsâmeddin, onun gayretlerini övdüğünde şöyle buyurdu:
“Elbette öyle olur; o her
sabah iki meleğin hayır duasını almaktadır. Zira hadis-i şerifte buyurulur:
‘Yarab! Her infak edene dağıttıklarının karşılığını kat kat ver!’”
Bu sözü duyunca mallarının tamamını bağışladı, yalnızca geçimine yetecek kadarını ayırdı ve ömrünün sonuna kadar bizzat şahit olduğu kerametleri kaleme aldı. Doksan altı yaşını aşmışken semâda delikanlı gibi dimdik dururdu. Sultan Veled Hazretleri’nin halifeliğinin başında oğlu Celâleddin’i elinden tutup huzuruna getirdi, mürid etti ve vefat etti. Vasiyeti şuydu:
“Devletsiz başımız, o hakikat sultanının iradesinin ayaklarındaydı;
vefatından sonra da öyle olmak münasiptir.”
Bunun üzerine Sultanü’l-Ulemâ, Çelebi Hüsâmeddin ve Selahaddin Zerkûb efendilerin ayak ucuna defnedildi.
Oğlu Celâleddin, babasını rüyasında gördü: Ağzından bir nur aya kadar yükselmiş, yansıması yeryüzünü aydınlatmıştı. Sultan Veled’e arz edince şöyle buyurdu:
“O nur, evliyanın anılmalarının
nûrudur. O yansıma ise eserleridir; kabiliyetli gönülleri aydınlatır, kalıpları
nûra boğar, inkâr karanlığından kurtarır.”
Bunun üzerine Sipehsâlâr’ın risalesi kitap hâline getirildi,
mübarek ve uğurlu sayıldı. Kırk yıl Hz. Mevlânâ’nın hizmetinde bulunmuş, Hicrî
672’de Mevlânâ’nın vefatından sonra Çelebi Hüsâmeddin’in 12 yıllık halifeliği
boyunca hayatta kalmış, Sultan Veled’in ilk yıllarında 96 yaşını aşarak âhirete
göçmüştür. Bu silsileyi, onun risalesinden aktarıyoruz.
Hz. Muhammed (s.a.v.)
Âlemlere rahmet, tasavvufun menbaı, nuruyla kalpleri
aydınlatan son peygamber, Kur’ân’ın yaşayan hâli.
Hz. Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) (d. 601 – ö. 661)
İlim ve cesaretin kapısı, tasavvuf silsilelerinin ikinci
halkası, Hz. Peygamber’in damadı ve dördüncü halife, “Ben ilmin şehriyim, Ali
kapısıdır” sırrının sahibi.
Hz. Hasan-ı Basrî (r.a.) (d. 642 – ö. 728)
Zühd ve takvanın zirvesi, Basra’nın büyük âlimi ve sûfîsi.
“İlim öğrenmek her Müslüman’a farzdır” hadisinin en güçlü ravilerinden, tevbeye
davet eden vaiz.
Hz. Habib Acemî (Ks.) (ö. 737 civarı)
Fars asıllı, tevazu ve ihlas timsali. Kölelikten azad
edilerek irşad makamına yükseldi, dua ve niyazla meşhur.
Hz. Dâvud Tâ’î (Ks.) (ö. 781)
Zühdün sembolü, dünyayı terk edip ilme ve ibadete adanmış
bir hayat sürdü, gece ibadetlerinin sultanı.
Hz. Ma’rûf Kerhî (Ks.) (ö. 815)
Kerh’in büyük velisi, “Marifetullah”ın kapısı. Cömertliğiyle
meşhur, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisini hayatıyla yaşadı,
fıkıh ve tasavvufun birleştiği nokta.
Hz. Serî es-Sakatî (Ks.) (ö. 867)
Cüneyd-i Bağdâdî’nin dayısı ve ilk şeyhi. Tefekkür ve
muhabbet ehli, “Allah’ı anmak kalbin ilacıdır” buyurdu, ticaretle meşgulken
kalbi dâimâ zikirdedir.
Hz. Cüneyd-i Bağdâdî (Ks.) (ö. 910)
“Sûfîlerin sultanı”, sahv (ayıklık) ve fenâ makamlarının
üstadı. “Tasavvuf, Allah ile olmaktır” tanımıyla bilinir, Bağdat’ın manevi
direği.
Hz. Ebû Bekir Şiblî (Ks.) (ö. 945)
Halife sarayından ayrılıp derviş olan, aşkın delisi.
“Allah’ı bir an unutan, yetmiş yıl ibadet etse nafiledir” sözüyle meşhur, hal
ve keramet sahibi.
Hz. Muhammed Zeccâc (Ks.)
Camcı lakaplı, ilim ve irfan ehli. Şiblî’nin önde gelen
halifelerinden, zühd ve takva ile tanınır.
Hz. Ebû Bekir Nessâc (Ks.)
Dokumacı anlamına gelen lakabıyla, tevazu ve hizmetin
timsali, el emeğiyle geçinen âbid.
Hz. Ahmed Gazâlî (Ks.) (ö. 1126)
İmam Gazâlî’nin kardeşi, aşk ve muhabbet yolunun büyük
şeyhi. “Kimya-yı Saadet”in manevi mimarlarından, vaazlarıyla kalpleri fetheden.
Hz. Ahmed el-Hâtib el-Belhî (Ks.)
Hz. Mevlânâ’nın dedesi, Bahaeddin Veled’in babası. Belh’in
büyük hatibi ve âlimi, nesep silsilesinin önemli halkası.
Hz. Şemsü’l-Eimme Abdullah Serahsî (Ks.)
Hanefî fıkhının büyük imamlarından, silsilenin önemli
halkalarından, ilim ve takva ile meşhur.
Hz. Bahâeddin Veled (Sultanü’l-Ulemâ) (Ks.) (ö. 1231)
Hz. Mevlânâ’nın babası, “Ulemâların Sultanı”. Belh’ten
Konya’ya hicret eden nur, vaazlarıyla şehirleri aydınlatan.
Hz. Seyyid Burhaneddin Muhakkik Tirmizî (Ks) (ö. 1240
civarı)
Hz. Mevlânâ’nın mürşidi, dokuz yıl terbiye ettiği
“mükemmil”. Tirmiz’den Konya’ya gelen manevi fırtına, halife yetiştiren üstad.
Hz. Şemseddin Tebrizî (Ks.) (ö. 1248 civarı)
Hz. Mevlânâ’nın sohbet arkadaşı ve aşkı ateşleyen sırdaş.
Tarikat silsilesinde pîr değil, manevi dönüşümün tetikleyicisi; semâ
usullerinde rehberlik etmiş, kâmil mürşid Mevlânâ’nın gönül aynasını
parlatmıştır.
Hz. Mevlânâ Celâleddin Rûmî (Ks.) (d. 1207 – ö. 1273)
Aşkın sultanı, Mesnevî’nin mimarı, semâın ruhu. İnsanlığın
ortak mirası.
*Cihad-ı asgar: düşman askerleriyle yapılan savaşlar. Ebrar: kendi nefisleriyle savaşanlar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.